İHALE İFLAS ERTELENMESİNİN SONA ERMESİ ve ÖZELGELER

Print Friendly, PDF & Email

Erteleme süresi sonunda iyileşmenin mümkün olmadığının tespiti üzerine mahkeme, şirketin iflâsına karar verir.

Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan şirketin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin iflâsına karar verebilir.

Erteleme süresi sonucunda şirketin mali durumunun düzelmesi halinde erteleme kararı amacına ulaşmış demektir. Bu durumda kayyım tarafından verilen rapor çerçevesinde Mahkeme erteleme kararını kaldırır.

ÖZELGELER

T.C. Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü Usul Müdürlüğü tarafından verilen 20.01.2006 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.19.02/VUK-1/323-11986 sayılı Mukteza şu hükümleri içermektedir.

İlgi dilekçenizde, şirketinizin faktoring işlemleri kapsamında faaliyet gösterdiği, bazı alacaklara ilişkin olarak henüz dava veya icra safhasına gelinmeden borçlu kurumların iflasının sözkonusu olabildiği, diğer taraftan bazı durumlarda da Mahkemenin iflas erteleme kararı verdiği belirtilerek, bu gibi iflas erteleme kararı alınan durumlarda borçluya karşı hiçbir icra iflas takibi yapılamayacağından bahisle alacaklarınız için şüpheli alacak karşılığı ayırmanızın mümkün olup olmadığı hususunda görüş talep edilmektedir.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323. maddesinde, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1-Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2-Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;

şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kâr-zarar hesabına intikal ettirilir.” hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre, dava ve icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayıldığından yukarıda belirtilen şartları taşıyan alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmakta olup, bu şartlardan herhangi birisinin mevcut olmaması halinde ise şüpheli alacak kaydına imkân bulunmamaktadır.

Bir alacağın dava safhasında olduğunun kabulü için, mahkemece davaya başlanılmış olması ve alacaklının da davayı ciddiyetle takip etmesi gerekir. Diğer taraftan, bir alacağın icra safhasında sayılabilmesi için de, alacaklının başvurusu üzerine İcra Müdürlüğünce “ödeme” emrinin gönderilmiş ve bunun da borçlu tarafından tebellüğ edilmiş olması gerekir. Borçlu tarafından tebellüğ edilemeyen bir ödeme emrine istinaden, alacağın icra safhasında olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca icra takibi sonunda aciz vesikası alınması bile alacağın değersiz sayılması için yeterli bulunmadığından değersiz alacak olarak doğrudan zarar veya gider yazılması da mümkün bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, her hesap dönemi gelir veya kurumlar vergisi açısından ayrı ayrı ele alınmakta ve ilgili yılın geliri takip eden yılda vergilenmektedir. Bu nedenle gelirin dönemselliği ilkesinin bir sonucu olarak, alacak ne zaman şüpheli hale gelmişse ancak o dönem şüpheli alacak karşılığı ayrılabilir.

Bu itibarla ihtiyari bir hak olarak tanınan şüpheli alacak karşılığı ayırma işleminin ilgili dönemde yapılmaması durumunda, diğer dönemlerde geçmişe yönelik olarak şüpheli alacak karşılığı ayrılmasına imkân bulunmamakta olup, iflas erteleme kararı sonucunda şüpheli alacak karşılığı ayrılması da mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Grup Müdür V.

——————

  1. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Tahsilat Grup Müdürlüğü tarafından verilen 26.05.2006 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.20.01/294 – 398 sayılı muktezası şu hükümleri taşımaktadır.
    İlgi’de kayıtlı yazınızda; Daireniz ………………….. vergi kimlik numaralı mükellefi ……………………………….’nin Dairenize olan muhtelif dönem borçlarından dolayı menkul ve gayrimenkul mallarının Dairenizce haczedildiği, ancak İstanbul …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 21.04.2006 tarih ve 2006/236 esas sayılı kararı ile iflasın ertelenmesine karar verildiği ve bu karara istinaden ilgili şirket hakkındaki cebri icra işlemlerinin durdurulduğu, bu nedenle ilgili Mahkemenin tedbir kararına istinaden söz konusu şirketin yönetim kurulu üyelerine yurtdışı çıkış yasağı uygulanıp uygulanamayacağı hususunda tereddüte düşüldüğü belirtilerek, konu hakkında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

Bilindiği üzere; 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun “III-İdare Vazifeleri” “1.Şirketin mali durumunun bozulması halinde” başlıklı 324.maddesinde, “ Son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, idare meclisi derhal toplanarak durumu umumi heyete bildirir.

Şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim eder. Esas sermayenin üçte ikisi karşılıksız kaldığı takdirde,umumi heyet bu sermayenin tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile iktifaya karar vermediği takdirde şirket feshedilmiş sayılır.Şirketin aktifleri şirket alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediği takdirde idare meclisi bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur.Mahkeme bu takdirde şirketin iflasına hükmeder. Şu kadar ki; şirket durumunun ıslahı mümkün görülüyorsa idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme iflas kararını tehir edebilir. Bu halde mahkeme envanter tanzimi veya yediemin tayini gibi şirket mallarının muhafazası için lüzumlu tedbirleri alır.” hükmü yer almaktadır.

İcra İflas Kanununun ‘Erteleme Tedbirleri’ başlıklı, 179/a maddesi ile, İflasın ertelenmesine karar veren mahkemenin, şirketin veya kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli her türlü tedbiri iyileştirme projesini de göz önünde tutarak alacağı, mahkemenin erteleme kararı ile birlikte kayyım atanmasına karar vereceği, mahkemenin, yönetim organının yetkilerini tümüyle elinden alıp kayyıma verebileceği gibi yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına bağlı kılmakla da yetinebileceği, iflasın ertelenmesi kararında kayyımın görev ve yetkilerinin ayrıntılı olarak gösterileceği, mahkemenin erteleme kararının hüküm fıkrasını 166. maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edeceği ve gerekli bildirimleri yapacağı,

Aynı Kanunun ‘Erteleme Kararının Etkileri’ başlıklı 179/b (Ek:17/7/2003-4949/50 md) maddesi ile de, erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takibin yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetlerin işlemeyeceği,

hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 6183 sayılı Kanuna göre uygulanan ihtiyati haciz de takip yöntemlerinden biri olduğundan, borçlu hakkında erteleme kararının bulunması halinde ihtiyati haciz de dahil olmak üzere hiçbir takip yöntemi uygulanmayacaktır.

Ancak, tüzel kişilik hakkında verilen iflas erteleme kararı o tüzel kişiliğin kanuni temsilcileri, limited şirket olması halinde kanuni temsilciler ve ortakları hakkında takip yapılmasına engel teşkil etmemektedir.

Diğer taraftan, 5682 sayılı Pasaport Kanununun “Pasaport ve Vesika Verilmesi Yasak Olan Haller” başlıklı 22.maddesinde; vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere, pasaport veya seyahat vesikası verilmeyeceği, verilmişse geri alınacağı ,bunların yurtdışına çıkışlarının engelleneceği yönünde hükümler yer almaktadır.

395 Seri No.lu Tahsilat Genel Tebliğinde, yurtdışına çıkış yasağı uygulanmasına ilişkin açıklamalara yer verilmiş, tahdit konulmasına neden olan borcun ödenmesi, terkini, teminat altına alınması hallerinde bu yasağın kaldırılacağı ifade edilmiştir.

439 Seri No.lu Tahsilat Genel Tebliğinde ise yurtdışına çıkış yasağı konulmasını gerektiren amme alacağı miktarı 25 Bin Yeni Türk Lirası ve üzeri olarak belirlenmiştir.

Buna göre, yurtdışı çıkış yasağı bir takip işlemi olmayıp amme alacağını koruma hükmünde olduğundan, bu işlem için cebren takip ve tahsilatın başlangıcını oluşturan ödeme emri tanzim ve tebliği cihetine gidilmesine gerek bulunmamakta ve her aşamada yurtdışı çıkış yasağı konulabilmektedir.

Bahse konu olayda ise; ödevli şirket hakkında iflasın ertelenmesi kararı alınmış iken sözkonusu şirketin yetkilileri adına yurtdışı çıkış yasağı konulup konulamayacağı hususunda tereddüte düşülmüş olduğu görülmektedir.

Buna göre, konu hakkında yukarıda yer alan açıklamalar da dikkate alındığında; tüzel kişilik (ödevli şirket) hakkında verilen iflas erteleme kararının o tüzel kişiliğin (ödevli şirketin) kanuni temsilcileri (ödevli şirketin anonim şirket olduğu hususunun dikkate alınması suretiyle belirlenmiş olan kanuni temsilcileri) hakkında takip yapılmasına engel teşkil etmeyeceği açık iken,

Bir takip işlemi olmayıp amme alacağını koruma hükmünde olan yurtdışı çıkış yasağının da söz konusu şirketin kanuni temsilcileri hakkında uygulanabileceği tabiidir.

Bilgi edinilmesini ve gereğinin buna göre ifasını rica ederim.

——————-

T.C. Gelir İdaresi Başkanlığı, Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı, Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü tarafından verilen “İflasın Ertelenmesi Halinde Haczin Kaldırılıp Kaldırılmayacağı Hk.” Konulu mukteza şu hükümleri taşımaktadır.

………………… VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜNE

İlgi : …/…./2005 tarihli ve ………………………. sayılı yazınız.

Daireniz mükelleflerinden ………………….. ile ilgili olarak ilgide kayıtlı yazınız ve eklerinin incelenmesinden;

– ……………………………… Ticaret Mahkemesinin …………………… tarih ve …………………… Esas, …………………… numaralı Kararı ile adı geçen şirketin iflasının bir yıl süre ile ertelenmesine karar verildiği,

– Şirket Avukatı …………….’ın dairenize başvurarak, haczedilen ve otoparka çektirilen araçlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını ve bunların iade edilmesini talep ettiği, belirtilerek hacizlerin kaldırılıp kaldırılmayacağı ve araçların iade edilip edilmeyeceği hususunda görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere; İcra ve İflas Kanununun 17/07/2003 tarih ve 4949 sayılı Kanunla ek 179/b maddesinde “Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticarî işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır.” hükmü yer almaktadır.

Bu itibarla; evvelce başlamış takiplerin durması, takibin bulunduğu aşamada kalması anlamında olduğundan, söz konusu araçlar üzerindeki hacizler kaldırılamayacağı gibi, amme alacağının takip ve tahsili amacıyla yapılan haciz işleminin, rehin işleminden farklı olması nedeniyle araçların iade edilmesi de mümkün görülmemektedir.

Bilgi edinilmesini ve gereğinin buna göre ifasını rica ederim.

Share