at karşılığı inşaat sözleşmesinin düzenlendiği, yüklenici B.U.’nın kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca T.K.mirasçıları olan davacılar aleyhine açtığı tapu iptal ve tescil davasının, yüklenici tarafından inşa edilen binanın imara aykırı olduğu, kaçak yapı inşa eden yüklenicinin sözleşmeye uygun olarak edimini yerine getirmediği gerekçesiyle Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/ 354 esas, 2005/420 sayılı kararıyla reddedildiği ve 31.5.2006 tarihinde kesinleştiği; davalının ise, çekişmeye konu daireyi 11.5.1994 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile yüklenici B.U.’dan satın aldığı ve daireye yerleştiği, o tarihten beri çekişmeli daireyi kullanmaya devam ettiği, aynı binada oturan davacıların, eldeki davayı 12.5.2008 tarihinde açtıkları; davacıların, davalının çekişmeli daireyi kullanmaya başladığı 1994 yılından dava tarihine kadar olan süre zarfında davalının kullanımına ses çıkarmadıkları, dava tarihine kadar da uyarı mahiyetinde bir ihtarda göndermedikleri anlaşılmaktadır…. Bu durumda, davalının, dava tarihine kadar taşınmazı davacıların izni ile kullandığı ve dava açılmakla muvafakatin geri alındığı kabul edilmelidir. Öyleyse, davalının ecrimisilden sorumlu tutulmasına olanak yoktur…. Hal böyle olunca, ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir….

kayıt maliki davalı ise dava dışı yükleniciden haricen satın alan kişi konumunda olup hakları yüklenicinin hakları ile sınırlıdır. Dava tarihinde arsa sahibi ile yüklenici arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesi henüz feshedilmemiş olsa bile yüklenici edimini tam olarak yerine getirmedikçe örneğin inşaatı tamamlayıp inşaatla ilgili kendisine yüklenilen işlemleri yapmadıkça talepte bulunamayacağı yasal ve yargısal uygulamalar gereğidir. Doktrinde de bu konuda bir fikir birliği bulunmaktadır. Yüklenicinin elde edemeyeceği bir hakkı onun ardılı sayılan kişilerinde talep etmesi mümkün değildir…. Somut olayda; yüklenicinin edimini yerine getirmediği ve bu nedenle sözleşmenin feshedildiği tartışmasızdır. Bu durumda davalının çekişmeli yerde haklı ve geçerli bir nedenle oturduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Öyleyse, elatmanın önlenmesi davasının kabul edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi yerinde değildi… Öte yandan, kabule göre de, tefhim edilen hüküm sonucunun açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde duruşma tutanağına geçirilmesi ve okunması gerekir.(HUMK.381/2, 388 maddesi son fıkra) Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında birer birer duraksamaya yer bırakmayacak biçimde gösterilmesi gerekir. Aynı kural HUMK.’nun 389.maddesinde de benimsenmiştir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği olup, aksi halin yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratacağında kuşku yoktur. …

vekaletnameyi sahte olarak düzenleyip kullandıkları gerekçesi ile vekil A. K. (B.) ile davalı B. Y. hakkında Ankara 9.Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ceza davası sonucunda, vekaletnamenin sahte olduğu belirlenerek vekil A.’in cezalandırılmasına, Bekir’in yeterli delil elde edilemediğinden beraatine karar verilerek kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, önceden usul hükümlerine dayanarak verilen red kararının “davalı H.’in iyiniyetli olup olmadığının araştırılması gereğine” değinilerek Dairece bozulması üzerine, bu kez yapılan araştırma sonucunda davanın reddine karar verilmiş ise de; çekişmeli taşınmazın sahte vakaletname ile B.’e ve onun vekili K. aracılığı ile H.’e temlik tarihlerinin birbirine yakın olduğu, taşınmazın temlik tarihindeki gerçek değeri ile temlikler sırasında gösterilen bedeller arasında aşırı fark bulunduğu, daha yüksek bir bedelle davalı H.’in satın aldığı savunmasının ödeme belgeleri ile kanıtlanamadığı, davalı son alıcı H.. ile temliki işlemi yapan B. vekili K.. D.’in aynı yer Gerede nüfusuna kayıtlı olup öteden beri tanıştıkları, nitekim temlikten sonra davalı H.. ile yüklenici sıfatı ile K.’in dava konusu yer üzerinde inşaat yapılması kastıyla aralarında kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptıkları, bu durumda aralarında iş ve çıkar ilişkisi ve birliği bulunduğu, davalı tarafın tanık beyanlarının soyut düzeyde kaldığı ve hükme esas alınamayacağı sabittir…. Bu durumda, davalı H.’in durumu bilen yada bilmesi gereken konumunda olduğu kuşkusuzdur. O halde, anılan davalı H.’in Türk Medeni Kanununun 1023.maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır…. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesinin uygulanması sırasında idarece kamu gücüne dayanılarak, re’sen ve tek yanlı şekilde tesis edilen arsa payı tahsis işlemi nedeniyle açılan davanın, imar hukuku ilkeleri ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir…. dikkate alındığında; davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 2.6.2014 gün ve 2014/279-626 sayılı karar ile, 14.7.2014 gün ve 2014/712-768 sayılı kararları da açılacak bu tür davalarda İdari Yargının görevli olduğu belirtilmiş bulunmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece idari yargı yerinin görevli olduğu gözetilerek yargı yolu nedeniyle dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esasına girilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir..

idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır…. Bu durumda, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesinin uygulanması sırasında idarece kamu gücüne dayanılarak, re’sen ve tek yanlı şekilde tesis edilen arsa payı tahsis işlemi nedeniyle açılan davanın, imar hukuku ilkeleri ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir…. Dava konusu taşınmazın söz konusu proje kapsamında kaldığı ve dava konusu uyuşmazlığın, sözleşme gereğince verilmeyen daireden ve davacının yapısına karşılık kıymet takdir komisyonu raporu ile saptanan bedelin eksik takdir edildiği ve takdir edilen bedelin de tamamının ödenmemesi nedeniyle bakiye kalan miktardan kaynaklandığı dikkate alındığında; davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu ve buna bağlı yönetmelik ile belediye meclisi kararına dayanarak evini kendisine konut verilmesi karşılığında davalı belediyeye devrettiğini, 4552 numaralı kıymet takdir komisyonu raporunda bina, müştemilat ve ağaç bedelinin 9.976TL olarak belirlendiğini, davalının bu bedelin tamamını ödemesi gerekirken sadece enkaz bedeli ödediğini ileri sürerek fazlası saklı kalmak üzere 1.000TL’nin tahsilini istemiş, ıslah dilekçesi ile talebini 8.843TL’na çıkarmıştır…. Anayasanın 125’inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır…. Bu durumda, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesinin uygulanması sırasında idarece kamu gücüne dayanılarak, re’sen ve tek yanlı şekilde tesis edilen arsa payı tahsis işlemi nedeniyle açılan davanın, imar hukuku ilkeleri ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir….

Davacı arsa sahibi vekili, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereği bağımsız bölümlerin süresinde teslim edilmediğini ve binanın ortak yerlerinde bir çok eksik ve ayıplı işler ile imar ve projeye aykırılıkların bulunduğunu, 1. bloktaki 4 ve 5 nolu dairelerin iki ayrı daire olması gerekirken tek daire olarak yapıldığını, yaptırılan tespit sonucu alınan rapora göre dairelerdeki projeye aykırılıkların, farklılıkların giderilmesi ve eksiklerin tamamlanması için gereken 33.500,00 TL’den davacı hissesine 11.166,00 TL düştüğünü, dava tarihi itibariyle 11 aylık kira kaybının ise 27.499,00 TL olduğunu, 695,00 TL tespit masrafı yapıldığını ileri sürerek, toplam 39.360,00 TL’nin yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. … Davacı vekili, açtığı bu dava ile, imara aykırılık ve eksiklerin tamamlanması için gereken 33.500,00 TL’den davacının hissesine düşen 11.166,00 TL, dava tarihi itibariyle 11 aylık kira kaybı 27.499,00 TL ve tespit masrafı 695,00 TL olmak üzere toplam 39.360,00 TL’nin tahsilini istemiş, mahkemece tespit raporuna atıfta bulunmak suretiyle 33.500,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa tespit raporunda belirtilen 33.500,00 TL sadece binadaki eksik ve imara aykırılıkların bedeli olup, davacının hissesi göz önüne alındığında bu miktarın 1/3’ünün davacı tarafından talep edildiği gibi, raporda davacı hissesine düşen 7 aylık kira tazminatının da ayırca hesaplandığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili, dava dilekçesinde açıkça dava tarihine kadar 11 aylık 27.499,00 TL kira tazminatı talebinde bulunduğu halde, bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmeyerek HMK’nın 297. maddesine aykırı karar verilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece, davacının kira tazminatına ilişkin talebinin de değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Hükmün bu nedenle bozulması gerekirken, bu husus sehven gözden kaçırılarak yalnızca eksik ve imara aykırı işlerin giderilme bedeli yönünden bozulmasına karar verildiği anlaşıldığından, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile, Dairemizin bozma kararına ilave olarak, mahkeme kararının değişik bu gerekçeyle de bozulması gerekmiştir. …

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. … 2) Dava, taraflar arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeni ile cezai şart ve gecikme tazmianatları alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, cezai şart ve gecikme tazminatı alacaklarının ayrı ayrı tümünün talep edilebileceği yönünde sözleşmede bir hüküm bulunmadığı halde TBK’nın 180. ( BK. m. 159) madde hükmüne aykırı olarak sadece cezai şartı aşan kısma hükmedilebileceği gözden kaçırılarak gecikme tazminatının tümünün hüküm altına alınması doğru görülmemiştir….

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. … Taraflar arasında 28.09.2006 tarihli düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenmiş olup bu sözleşme uyarınca davacıya isabet eden dükkan m2’si ve daha sonra birleştirilerek tek bağımsız bölüm haline getirilen dükkanda davacının hissesine düşen dükkan m²’si arasında 9.7 m² eksiklik olduğu tespit edilmiş, bu eksikliğin dava tarihindeki emsallere göre belirlenmesi gerektiği halde bu husulara riayet edilmemesi doğru görülmediği gibi davacının hissesi olan dükkanın dosyada mevcut kira sözleşmesine göre 20.09.2013 tarihinde kiraya verildiği anlaşıldığına göre ve bu bağımsız bölümün daha önce teslim edildiğine dair yüklenici tarafından somut delil sunulmadığı da dikkate alınarak ve taleple bağlı kalınarak geç teslimden dolayı dava tarihine kadar kira tazminatı verilmesi gerekirken bu hususa riayet edilmemesi de doğru görülmemiştir….

arsa sahibinden doğrudan pay alan davalılar ve bayilerinin, bu edinimlerinin, yüklenicinin kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüğüne bağlı kılmak ve halefiyet kuralını olayda uygulamak mümkün değildir. … Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsizdir. Davalılar Recep, llyas ve Adnan’ın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenle HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine

Davalılardan O…’.. Ldt.Şti. yüklenici olup kat karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle kendisine isabet eden bağımsız bölümlerin mülkiyetine hak kazanabilmesi arsa sahibine ait bağımsız bölümleri yapıp teslim etmesine bağlıdır. Yükleniciden bağımsız bölüm satın alan diğer davalılar da bu durumu bildiklerinden aynı durum onlar için de geçerlidir. Davacı arsa sahibi yüklenicinin temerrüdünden ötürü sözleşmenin feshini ve başlangıçta intikal ettirilen payların iptalini istemişti. O tarihte temerrüdün varlığı inşaatın ulaştığı seviye bakımından açıktır. Dolayısıyla fesih istemi yerindedir. Ne var ki halen ulaşılan %70-80 seviye itibariyle davacı taraf temyiz dilekçesinde ileri dönük fesih niteliğinde olarak “sözleşmenin noksanlık oranında” feshi şeklinde istemde bulunmuş olmakla bilirkişi marifetiyle yüklenicinin edimini yerine getirdiği oranda bağımsız bölümün tesbiti ile kalan noksanlar oranında bağımsız bölümün iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde fesih ve iptal talebinin tümden reddi kararlılık kazanan uygulamaya ve kanunda YİBK.na(T.25.1.1984, 5.3/1, Bkz. YKD, Nisan 1984, sy.4) aykırı olmuştur. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.