ilk kararında davacının 2.764,26 TL borçlu olmadığının tespiti ile 2.764,26 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin sayılı ilamı ile “Hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişinin; (N=s/1000) yerine, arsa payı oranını uyguladığı, raporun bu haliyle hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşıldığından, mahkemece; Tarifeler Yönetmeliği’nin 39.maddesinde öngörülen formülde belirtilen birim değerler gözetilerek, yeniden başka bir bilirkişiden alınacak bilirkişi raporunun sonucuna göre karar verilmesi gerektiği” belirtilerek bozma kararı verilmiştir.Hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre ve ilk kararı temyiz eden davalı vekili lehine davanın reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece; davacının kanal katılım payı ve şebeke hisse bedeli olarak 2.764,26 TL sorumlu olmadığının tespitine, 85,74 TL’den sorumlu olduğunun tespitine, 2.764,26 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir….

sözleşmeye istinaden 2 daire karşılığı olarak verilmiştir” ibarelerinin yazılarak keşideci tarafından imzalandığı ve bu hali ile takip yapan alacaklının senedi elinde bulundurduğu görülmektedir. Bu durumda, senet arkasında yer alan bu beyan ve kayıtlardan varlığı duruşmada alacaklı tarafça da kabul edilen taraflar arasında imzalanan 25.04.2013 tarihli gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında alacaklıya verildiği açıktır. Söz konusu sözleşmenin taraflara karşılıklı edimler yüklediği tartışmasız olup, alacağın varlık ve miktarı ile tahsilinin gerekip gerekmediği yargılamayı gerektirmektedir…. O halde, mahkemece, karşılıklı edimleri içeren sözleşme gereğince alacaklıya verildiği sabit olan senetten doğan alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği dikkate alınarak İİK’nun 169/a maddesi uyarınca borca itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir….

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde arsa sahibi açısından güdülen amaç, kullanmak için konut edinmek değil arsasını değerlendirmektir. Bu nedenle, arsa sahibinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalarken güttüğü saikin 6502 sayılı Kanunda tanımlanan tüketicinin saikinden farklı olduğu gözden kaçırılmamalıdır…. Bu durumda, davacı, 6502 sayılı Kanunun 3/1-(k) maddesi uyarınca tüketici sayılamayacağından, eldeki davada uyuşmazlığın, HMK’nın 2. maddesi uyarınca genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir….

esas alınan bilirkişi raporunda emsal kabul edilen taşınmazlar noterde düzenlenmiş kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki şartlar dikkate alınmak sureti ile dava konusu taşınmaza bilimsel olmayan ve soyut ifadelerle değer biçilmiştir. Bu nedenle emsal incelemesi geçerli değildir…. Bu durumda taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla keşif yapılıp, dava konusu taşınmazın değerlendirme tarihi itibariyle ve emsal taşınmazların bilirkişilerce değerlendirmeye esas alınan satış tarihi itibariyle fiili imar uygulaması sonucu oluşan imar parseli mi, yoksa imar planına dahil olmakla birlikte olduğu gibi bırakılan kadastro parseli mi olduğu ilgili Belediye İmar Müdürlüğü ile Tapu Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup, Değerlendirmenin yapıldığı yıl itibari ile dava konusu taşınmaz ile hükme esas alınan…

arsa vasıflı taşınmazda 07.06.2006 tarihinde kat irtifakı kurulduğu ve N…… Ltd. Şti.nin hissesine isabet eden bağımsız bölümler üzerine, 27.04.2006 tarihinde tesis edilen ipoteğin aynen taşındığı, ancak, şikayete konu ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takibin, yalnızca, şikayetçi borçlunun sahip olduğu 1497 ada 266 parselde bulunan A2 Blok 5 nolu bağımsız bölüme karşı (305.000 TL asıl alacak 152.366,30 TL işlemiş faiz talep edilmek suretiyle) yapıldığı anlaşılmıştır. O halde, mahkemece, TMK’nun 873/3. maddesi gereği, 1497 ada 266 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ipotek yükünün dağıtıldığı tüm bağımsız bölümler aleyhine takip yapılmadığı gerekçesiyle takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

ilamının karar düzeltme yoluyla incelenmesi davalı A.. Ş.. tarafından istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü…. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; davacı vekilinin 20.03.2012 tarihli duruşmada, yapılan sözleşmenin ileriye etkili feshi ile, davalı A.. Ş.. adına tapuda kayıtlı 17 no’lu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile, müvekkili adına tesciline karar verilmesini istediklerini beyan ettiği, sözleşmede, dairelerin anahtar teslimi olarak verileceği hususundaki hüküm, iskân izninin halen alınmamış olması ve taraflar arasındaki ihtilaf dikkate alındığında, davalı tarafın temerrüde düştüğü, eksik işleri tamamlama yönünde herhangi bir faaliyetlerinin görülmediği, bu nedenle davacı tarafça sözleşmenin ileriye etkili olarak feshinin talep edilmesinin yerinde olduğu, her ne kadar davacı tarafça davalı A.. Ş.. adına kayıtlı olan bağımsız bölümün tapu kaydının iptali talep edilmiş ise de taşınmazın davalı A.. Ş.. adına satıştan tescil edildiği, ikinci yapılan sözleşmede A.. Ş..’in taraf olmadığı, davalı şirket ortağı olduğuna dair kayıt bulunmadığı, talebin mahiyeti gereği sözleşmenin feshi ile eksik yapılan işler karşılığı tapu iptali tescil talep edilmiş olması nedeniyle, tapu iptali tescile ancak, yüklenici davalı şirket adına kayıtlı bağımsız bölümler yönünden karar verilebileceği, oysa tapu iptal ve tescili istenen taşınmazın, davalı A.. Ş.. adına tapuda kayıtlı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 02.05.2006 ve 07.08.2006 tarihli düzenleme şeklinde taşınmaz mal satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin ileriye etkili olarak feshine, tapu iptali ve tescil talebinin reddine dair verilen karar, davalı A.. Ş..’in temyizi üzerine Dairemiz

borçlu şirket ile şikayetçi arasında düzenlenen … Noterliği’nin 27.04.2012 tarih ve 02234 yevmiye nolu “Düzenleme Şeklinde Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” ile borçlu … ile şikayetçi arasında düzenlenen… Noterliği’nin 21.11.2011 tarih ve 05374 yevmiye nolu “Düzenleme Şeklinde Kat Karşılığı Satış Vaadi İnşaat Sözleşmesi”ne dayalı olarak, şikayetçinin yüklenicilere vermeyi taahhüt ettiği…İli… İlçesi 252 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapuda şikayetçi adına kayıtlı bağımsız bölümlerinin tapu kaydına 05.03.2013 tarihinde haciz konulduğu anlaşılmaktadır…. O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile haciz tarihinde şikayetçi adına kayıtlı olan taşınmazlardaki hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir….

Noterlik Kanunu’nun 44.maddesinin B bendi mucibinde, noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri de taraflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir. Şerhten itibaren 5 yıl içinde satış yapılmazsa veya irtifa hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse, iş bu şerh, tapu sicil muhafızı veya memuru tarafından re’sen terkin olunur. Bu süre hak düşürücü süre niteliğindedir. Somut olayda borçlu ile üçüncü kişiler arasında düzenlenen Altındağ 5.Noterliğinin 21.12.2004 tarih ve 29184 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve kat karşılğı inşaat sözleşmesi tapu kütüğüne şerh edilmediği gibi, mülkiyetin intikalini teminen herhangi bir işlem yapıldığı da iddia ve ispat edilmemiştir…. İcra takibinin sürdürülmesi sırasında taşınmazların haczedilebilmesi için, bunların haciz tarihinde takip borçlusunun adına tapuda kayıtlı olması zorunludur. İcra müdürü, bu saptamayı yaptığı takdirde taşınmazı haczedebilir.

9 parsel sayılı fundalık vasfındaki taşınmazda borçlunun 3/16 oranında hissedar olduğu, taşınmazda kat irtifakı tesis edilmediği görülmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmaz üzerinde ruhsatlı olmayan apartman niteliğinde bina bulunduğu, borçlunun, hissesine karşılık gelen apartmanın 3. katındaki dairede oturduğu, borçlunun mesken olarak kullandığı dairenin değerinin ve dolayısıyla borçlunun hissesine düşen miktarın 160.000,00 TL olduğu, borçlunun oturduğu çevrede haline münasip evi 160.000 TL.ye alabileceği belirtilmiştir. Rapor bu hali ile hüküm kurmaya elverişli değildir. Zira, bilirkişi tarafından taşınmazın tamamının değeri belirlenerek belirlenen bu değer üzerinden borçlunun hissesine düşen miktarın hesaplanması gerekirken, fiili duruma göre borçlunun oturduğu dairenin değerinin belirlenmesi doğru değildir. Ayrıca asıl olan borcun ödenmesi olup, borçlunun mutlaka meskeniyet şikayetinde bulunduğu semtte veya o yere yakın semtte meskeninin bulunması zorunlu değildir. Bu nedenle borçlunun şehrin daha mütevazi semtlerinde daha küçük, haline münasip edinebileceği meskenin değerinin belirlenmemiş olması doğru değildir…. O halde mahkemece; bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle tapuda fundalık vasfı ile kayıtlı taşınmazın üzerinde bulunan bina ve arsa payı ile birlikte hesap edilecek toplam değerinden borçlunun hissesine isabet edecek miktar tespit edildikten ve borçlunun bulunduğu yerden daha mütevazi koşullara sahip yerlerde haline münasip alabileceği evin değeri açık ve net şekilde belirlendikten sonra, borçlunun hissesine düşen miktar, haline münasip alabileceği evin değerinden düşük ise meskeniyet şikayetinin kabulüne, hissesine düşen miktar, haline münasip alabileceği evin değerinden fazla ise taşınmazın satılarak haline münasip evin alınması için gerekli miktarın borçluya, kalanının ise alacaklıya ödenmesine ve taşınmazın haline münasip evi alabileceği değerden az olmamak üzere satılmasına karar verilmesi gerekirken, açıklanan ilkeler gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir

başlattığı icra takibi ile 7.500,00 TL kira alacağının tahsilini istemiştir. Davalı borçlu vekili takip alacaklısının takibe konu yapılan daireyi müvekkilinden satın aldığını fakat müvekkilinin kat karşılığı inşaat işlerini yapan müteahhid vasıtası ile satın alınan bu yer için aralarında dava konusu dairenin kiralarının ve her türlü masrafların tamamen müteahhit tarafından ödeneceğine dair sözlü anlaşma yapıldığını, müteahhit ve alacaklının aralarında ayrıca yazılı anlaşma da yaptıklarını, alacaklının müteahhitten tahsil edemediği paralar için müvekkil aleyhine icra takibi başlattığını, alacaklı ile müvekkili arasında herhangi bir borç olmadığını belirterek borca itiraz etmiştir. Davalı borçlu itirazında takipte dayanılan kira sözleşmesinin varlığına ve kira bedeline açıkça itiraz etmediğinden kiracılık ilişkisi ve kira bedeli kesinleşmiştir. Davalı kiracı, kiranın ödendiğini veya sair bir sebeple istenemeyeceğini İİK.’nun 269/c maddesinde belirtilen belge ile ispat etmelidir. Mahkemece, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir….

taraflar arasında imzalanan Avukatlık ücret sözleşmelerinin ücret ile ilgili bölümünün davalıların 2006 yılında dava dışı U.. İnşaat şirketi ile noterden yaptıkları kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki hisselerinin yükleniciye devrinde esas alınan emlak beyan değerinin %10 + KDV’ si dikkate alınarak belirlenmesi nedeniyle geçerli olduğu ve bu duruma göre yeniden alanında uzman bilirkişi yada bilirkişi heyeti marifetiyle taraf ve yargı denetimine esas olacak şekilde davacının vekalet ücreti alacağının ödenen ücretler ve alınan fakat harcanmayan avans miktarları düşülerek hesaplama yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken mahkemece az yukarıda yazılı yanlış gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.