tüm daireler yönünden teslimde gecikme bulunduğunu kabul etmesine rağmen tek bağımsız bölüm için hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verilmesi doğru olmamıştır. Bunun yanında, davadaki istek kalemlerinden biri de eksik ve kusurlu iş bedelinin tahsili istemidir. Mahkemece yapılan keşifte belirlenen eksik ve kusurlu işler bilirkişilerce bayındırlık birim fiyatları üzerinden hesaplanmış, sonra da yüklenicinin bir kısım fazla imalatı bulunduğu kabul edilerek bedelinin mahsubu yoluyla ulaşılan miktar hüküm altına alınmıştır. Ne var ki, yukarıdaki bentte değinildiği üzere, davacıların yaptırdığı tespitte başka bir çok eksik ve kusurlu iş tespit edilmiş olup mahkemece bu tespit raporuna karşı yüklenicinin diyecekleri sorulmamış, davacıların, tespitte belirlenen eksik işlerin kendilerince tamamlandığı iddiası üzerinde durulmamıştır.

Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” imzalandığını, sözleşme uyarınca müvekkiline 8 daire ve 1 dükkan isabet ettiğini, sözleşme uyarınca 6 ay içinde inşaat ruhsatı alınması ve ruhsat tarihinden itibaren 3,5 yıl sonra da müvekkiline ait bağımsız bölümlerin teslim edilmesi gerektiğini bu tarihin de …olduğunu ancak davalının müvekkiline ait 5 daireyi …tarihinde, 3 daire ve 1 dükkanı ise 19.07.2004 tarihinde teslim ettiğini, müvekkilinin ihtirazi kayıt koyarak bağımsız bölümleri teslim aldığını, müvekkilinin sözleşme uyarınca rayiç kira bedeli talep hakkı doğduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 60.000,00 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili daha sonra davasını 77.873,86 TL olarak islah etmiştir. Davalı vekili, sözleşmenin konusunu oluşturan parsellerin iki kez imar uygulaması gördüğünü, inşaat ruhsatlarınında iki kez tadil edildiğini, müvekkilinin 14 adet blok inşaatını tamamladığını ve yazılı belge karşılığında davacıya ait bağımsız bölümlerin teslim edildiğini, davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, talep edilen bedelin fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Arsa sahipleri ile yüklenici arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi kararı geriye etkili fesih niteliğinde olduğundan mahkemece davacılar ile davalılar ve dahili davalıların dava konusu payları gerçekte kimden satın aldıkları konusunda beyanları alınıp, bu hususta taraflara delilleri ibraz ettirilip toplandıktan ve sunulacak delillerin geçerliliği ile bağlayıcılığı denetlenip değerlendirildikten sonra, arsa sahiplerinin hissesini devralanlarla ilgili davanın tapuda pay devri arsa sahiplerince yapılmış olsa dahi kabulüne karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

dava konusu taşınmazın paylı maliklerinin tamamı arasında yukarıda açıklandığı şekilde resmi şekilde düzenlenmiş bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu 3 parsel sayılı taşınmaz bu şekilde tüm paydaşların katıldığı resmi şekilde düzenlenmiş bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine konu edilmediğinden ifa kabiliyeti bulunmamaktadır. Dolayısıyla önalıma konu payın arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiği gerekçesiyle davalıya devredildiği yani gerçek bir satışın söz konusu olmadığından bahsedilemez. Davaya konu olaydaki devir de gerçek bir satış olduğundan davacıya önalım bedelini depo etmesi için süre tanınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.

başlattığı icra takibi ile 7.500,00 TL kira alacağının tahsilini istemiştir. Davalı borçlu vekili takip alacaklısının takibe konu yapılan daireyi müvekkilinden satın aldığını fakat müvekkilinin kat karşılığı inşaat işlerini yapan müteahhid vasıtası ile satın alınan bu yer için aralarında dava konusu dairenin kiralarının ve her türlü masrafların tamamen müteahhit tarafından ödeneceğine dair sözlü anlaşma yapıldığını, müteahhit ve alacaklının aralarında ayrıca yazılı anlaşma da yaptıklarını, alacaklının müteahhitten tahsil edemediği paralar için müvekkil aleyhine icra takibi başlattığını, alacaklı ile müvekkili arasında herhangi bir borç olmadığını belirterek borca itiraz etmiştir. Davalı borçlu itirazında takipte dayanılan kira sözleşmesinin varlığına ve kira bedeline açıkça itiraz etmediğinden kiracılık ilişkisi ve kira bedeli kesinleşmiştir. Davalı kiracı, kiranın ödendiğini veya sair bir sebeple istenemeyeceğini İİK.’nun 269/c maddesinde belirtilen belge ile ispat etmelidir. Mahkemece, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir

dava konusu sözleşmenin davacı kooperatifle davalılar R.. F.. ve D.. arasında imzalandığı, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin karma nitelikli sözleşme olduğu ve gayrimenkul mülkiyeti devir borcu doğurduğu için 6098 sayılı TBK’nın 237, TMK’nın 706, Noterlik Kanunu 60 ile Tapu Kanunu’nun 26. maddesi gereği Noterlikçe düzenleme şeklinde yapılması gerektiği, şekille ilgili kuralın emredici olduğundan mahkemece re’sen gözönünde bulundurulması gerektiği, ancak resmi şekilde yapılmamış olmakla birlikte arsa payı sahibi tarafından tapuda devir yapılması halinde veya eserin büyük ölçüde başka deyişle tamamına yakınının tamamlanmış ve iş sahibi tarafından kabule icbar edilebilecek düzeye getirilmiş olması halinde şekle aykırılığın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılma niteliğinde sayıldığı, bu kapsamda dava konusu sözleşmenin davalılar R.. F.. ve D..’nin taraf olduğu ilamında da tartışılıp değerlendirildiği, adı geçen dosyada davalı olan S.S. İ.. Konut Kooperatifi’nin sözleşmenin geçersizliğini savunduğu, ancak ilgili mahkemece tarafların karşılıklı edimlerini yerine getirmeleri nedeni ile sözleşmenin geçerli olduğunun kabul edilip, bunlar hakkında Yargıtay denetiminden geçip kesinleştiği, bu dava ile eldeki davanın tarafların aynı olup kesin delil niteliğinde olduğu gerekçesi