Davacı vekili müvekkil ile davalı şirket arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacının demir çelik madenlerinin satın alımı ile depolanması nedeniyle düzenlemiş olduğu 26 adet senedi davalı şirkete verdiğini, ancak 04.10.1991 tarihinde taraflar arasında bir protokol yapıldığını ve bütün senetlerin iptaline karar verildiğini, bu protokole rağmen davalı şirketin senetleri icra dairesine verdiğini ve müvekkili hakkında takip başlattığını, bu takip sırasında Pendik 1. İcra Dairesinin 1992/7621 talimat dosyasında Ballıca Köyü 249 parsel sayılı taşınmazda bulunan davacı hissesinin cebri icra ile satıldığını, davacının bahsi geçen senetlerden dolayı borcunun bulunmadığını ileri sürerek cebri icra yolu ile davalıya satılan hissenin iptali ve müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep

kur’a çekiminde adına isabet eden 2 ve 6 no’lu daireyi ana ve ek sözleşme gereği eksiksiz teslim aldım… Kooperatifi’nden geriye ve ileriye dönük hiçbir alacağım kalmamıştır.” şeklinde beyanda bulunulduğu görülmüştür. Bu durumda mahkemece, davacılar vekilinden bu belgeye yönelik açıklama alınıp, belgenin dava konusu kira tazminatı ve cezai şart istemine etkisi konusunda tartışma ve değerlendirme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, belge üzerinde durulmadan hüküm kurulması doğru olmamıştır…. Diğer yandan, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan borçlarda, yanlar arasında kesin bir vade kararlaştırılmamış ise, borçlunun dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan BK’nın 101. (TBK’nın 117.) madde hükmüne uygun şekilde temerrüde düşüldüğü tarihten itibaren temerrüt faizi yürütülebilir. Bu tür bir alacağa temerrüt faizi yürütülebilmesi için muaccel olması yeterli olmayıp, karşı tarafın ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekir. İşbu davanın konusu gecikme tazminatı olup, kira sözleşmesine dayalı kira alacakları için aylık kiranın tahakkukundan sonra takip eden aydan itibaren faiz yürütülmesi kuralının, tazminat alacaklarında uygulanması mümkün değildir. Somut olayda, davacılar vekilince, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL gecikme tazminatı talep edilmiş olup, 23.09.2013 tarihli ıslah dilekçesinde, gecikme tazminatı tutarı artırılmıştır. Buna göre mahkemece, davalının, gecikme tazminatı yönünden dava tarihinden önce BK’nın 101. maddesi hükmüne uygun olarak miktar ve süre içeren temerrüt ihtarı ile temerrüde düşürülmediği, 16.11.2015 tarihli ihtarnamenin BK’nın 101. maddesi hükmüne uygun olmadığı gözetilerek, kabulüne karar verilen alacağın 10.000,00 TL’sine dava tarihinden, kalan kısma ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesi gerekirken, tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi de doğru olmamıştır….

Davacı şirket vekili, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereği müvekkilinin inşaatı bitirip davalının dairelerini teslim etmesine rağmen davalının eksik işler bulunduğu gerekçesiyle  137 ada 6 parsel 2 ve 12 no’lu dairelerin tapusunu davacıya devretmediğini, sözleşmede dairelerin devredilmemesi halinde Bayındırlık Birim Fiyatlarının 3 katı cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığını ileri sürerek, öncelikle 2 ve 12 no’lu dairelerin verilmemesi nedeniyle inşaatın bitirildiği yıl içindeki Bayındırlık Birim Fiyatlarının 3 katının davalıdan tahsili, bu talebin kabul edilmemesi halinde 2 ve 12 no’lu dairelerin tapularının davacı adına tesciline karar verilmesini istemiş, bilahare  havaleli dilekçesiyle ise, 12 no’lu bağımsız bölümün dava sırasında üçüncü kişi İ. D.’ın oğluna devredildiğini belirterek, öncelikle 2 ve 12 nolu bağımsız bölümlerin inşaatın bitirildiği yıl içindeki Bayındırlık Birim Fiyatlarının 3 katı cezai şartın davalıdan tahsili, bu talep kabul edilmediği takdirde, 2 no’lu bağımsız bölümün davacı adına tesciline, dava sırasında devredilen 12 no’lu bağımsız bölümün HMK 125/1-b maddesi gereğince bedeli oranında tazminata hükmedilerek faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslah dilekçesi ile de dava değerini 55.000,00 TL artırarak 155.000,00 TL’ye çıkarmıştır.

Taraflar arasındaki tapu kaydında düzeltim davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolaı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalıyla müdahil vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Karar: Davacı vekili, dava dışı arsa sahibiyle davacı yüklenici arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin davacı tarafından sözleşmeye uygun olarak tapuya şerh edildiğini, ancak tapu görevlilerince haksız olarak terkin edildiğini ileri sürerek, sözleşmenin tapu kayıtlarına hükmen şerh edilmesini talep ve dava etmiştir.

Dava, İİK’nın 94/2. maddesine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Davalılardan yüklenici ile diğer davalıların murisi arsa sahibi arasında 12.03.2008 günlü arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi mevcuttur. Bu sözleşmeye göre, on adet daire ve bir adet dükkanın yükleniciye ait olacağı, bu bağımsız bölümlerin, imalat aşamasına göre yükleniciye ferağının yapılacağı, en son aşamada, sözleşme şartları tamamen yerine getirildiğinde kalan iki adet daire ve bir dükkan olmak üzere üç adet bağımsız bölümün ferağının verileceği ve yüklenicinin ön iskân iznini alacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, yüklenici, bu son üç adet bağımsız bölüme, ön iskan izni aldığında hak kazanacaktır. Yapılan yargılamada, bu son üç adet bağımsız bölümün devri koşulu olan ön iskân izninin henüz alınmadığı, bunun yanında, yüklenicinin aleyhine açılan Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/695 esas sayılı davada, arsa sahibi lehine gecikme tazminatına hükmedildiği ve verilen kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Şu halde, 12.03.2008 günlü sözleşme uyarınca şartları oluşmadığından son üç adet bağımsız bölüm için tescil talebinin reddi gerekirken, tüm bağımsız bölümlerin tapu kaydının iptali ve yüklenici adına tesciline karar verilmesi doğru olmamıştır.

Bilindiği üzere,Türk Medeni Kanunun 684.maddesi hükmü gereği üst alta tabi olup,alta sahip olan kişi tamamlayıcı parçanında maliki sayılır. Bu durumda, taşınmazın, yukarıda açıklandığı biçimde ıslah imar planı sonucu malikhanesi açık olarak tescilinden sonra hükmen Hazine adına tescil edildiği, daha sonra Belediyeye devredildiği, davacının, Belediyeden satın alma yoluyla edindiği 9.7.2003 tarihinden itibaren taşınmazın üzerindeki binanın maliki durumuna geldiği, bu tarihten önce ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin düzenlendiği tarihte davacının, taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklananbir hakkının bulunmadığı tartışmasızdır.Öte yandan, binanın ruhsatsız ve kaçak yapılmış olması, davacının taşınmazda ve üzerinde yer alan binadaki mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz ve bundan kaynaklanan haklarının kullanmasına engel teşkil etmez.Kaçak yapılaşma olgusunun idari mercileri ve idari yaptırımı ilgilendireceğide kuşkusuzdur. Davacının yukarıda değinilen mülkiyet hakkınınkorunmasına ilişkin yargı kararıda kaçak yapıya meşruluk tanıması anlamında yorumlanamaz … O halde, davacının taşınmazda malik durumuna geldiği tarih gözetilerek ve 4.2.2008 tarihli bilirkişi raporunda da açıkca belirtildiği şekilde, taşınmazdaki binanın birinci bodrum katında yer alan çekişmeye konu bölümünü davalıların birlikte işyeri olarak kullandıkları belirlenmek suretiyle el atmanın önlenmesine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalıların, bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir, reddine. … Ancak; ecrimisil, kötüniyetli zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu bir şeyi haksız olarak alıkoyması nedeniyle hak sahibine ödemek zorunda kaldığı bir tür haksız fiil tazminatı niteliğinde bulunduğuna göre, davacının, taşınmazı kayden edindiği 9.7.2003 tarihinden itibaren dava tarihine kadar ki dönemi kapsar şekilde belirlenecek ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken, yazılı olduğu üzere, davacının taşınmazda hak sahibi olmadığı dönemide içerir biçimde ecirimisilin hüküm altına alınmış olması doğru değildir. …

Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, dava dilekçesinin içeriğine göre, davacıların vekil kıldığı R..’ye, vekaletin veriliş sebebinin kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmasına ilişkin olduğu halde vekilin yetkisini aşmak suretiyle vekalet görevini kötüye kullanarak söz konusu temlikleri gerçekleştirdiği, davalı Rıza ile de vekilin el ve işbirliği içinde olduğu, diğer davalılar R..ve V..’nin vekil R..’nin anne ve babası oldukları ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bilen ve bilmesi gereken konumda bulundukları, kendilerine yapılan temlikin de muvazaalı olduğu görülmekle asıl iddia olan vekalet görevinin kötüye kullanılması hususu dosya kapsamına göre belirlendiğinden davanın kabul edilmiş olması bu gerekçe ile doğrudur. O halde, davalıların temyiz itirazları bu nedenle yerinde değildir. Reddine. Davalıların aleyhindeki hükmün ONANMASINA,… Davacıların temyiz itirazlarına gelince; dava konusu edilen taşınmazların yargılama sırasında keşfen belirlenen ve çekişmeye konu edilen pay değeri üzerinden harcın hüküm altına alınması gerekirken yüksek miktarda harcın tahsiline karar verilmiş olması doğru değildir. Öte yandan, aynı şekilde belirlenen dava değeri üzerinden yargılama sırasında eksik harcın da ikmal edildiği gözetilerek davacılar yararına avukatlık parasına hükmedilmesi gerekirken eksik vekalet ücreti takdiri isabetsiz olduğu gibi, davalıların harç, vekalet ücretinden ve yargılama giderinden sorumluluğunun müşterek ve müteselsilen olacağının karar yerinde belirtilmemiş olması da doğru değildir. …

Mahkemece, bozma ilamına uyularak işin esası incelenip değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Zira, bozma ilamında vurgulandığı üzere davacı Hazine’nin T.M.K.’nun 1007.maddesi gereği sorumlu olacağı ve bu nedenle eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu açıktır…. Diğer taraftan, kat karşılığı inşaat sözleşmesi hükümleri irdelendiğinde; 7 sayılı parselde arsa maliklerine 5 ve 6 nolu bağımsız bölümler, 8 sayılı parselde arsa maliklerine 1, 3, 4, 7, 8, 9, 13 ve 14 nolu bağımsız bölümlerin bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, yükleniciye isabet eden 7 sayılı parseldeki 2 ve 8 nolu bağımsız bölümler için kabul kararı verilmesi doğru olmadığı gibi arsa sahibine kaldığı anlaşılan 7 parseldeki 6 nolu bağımsız bölüm, 8 parseldeki 7 nolu bağımsız bölümler hakkında da kabul kararı verilmemesi doğru değildir….

Davacı, kayden paydaşı olduğu .. ada .. parsel sayılı taşınmazın kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince kendilerine isabet edecek dairelerle ilgili olarak kardeşleri ile taksim sözleşmesi yaptıklarını, buna göre 23 bağımsız bölüm numaralı taşınmazın kendisine ait olacağını kabul ettiklerini, kardeşi olan davalı N..’ın da taksim sözleşmesini imzaladığını, daha sonra kendilerine isabet eden taşınmazlardaki elbirliği mülkiyetinin ferdi mülkiyete dönüştürülmesi için davalı N..’ın güvenilir kişi olduğunu, kendisinin de aynı kişiye vekalet vereceğini söylemesi neticesinde davalı B. G.’e vekalet verdiğini, bu davalının vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazı muvazaalı olarak davalı M.. D..’ya temlik ettiğini, ondan da yine muvazaalı olarak davalı N..’a satış gibi gösterilerek temlikinin yapıldığını ileri sürerek, hile, muvazaa ve vekalet görevinin kötüye kullanılması sebebi ile tapu iptali ve tescil, olmazsa dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle belirlenecek değerinin yasal faizi ile birlikte davalı B. G.’den tazminini istemiştir. …